1
Öne Çıkanlar

Mutluluk ve Para Üzerine… – BTCHaber


Nazım Hikmet; “Sen bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye sorar ünlü ressam Abidin Dino’ya. Abidin Dino, Nazım Hikmet’in şiirine şu şiir ile karşılık verir:

“Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu,

…..

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tuval yeterdi ne boya…”

Peki mutluluk gerçekten bu satırlardaki gibi simitle, martıyla anlatılabilecek bir şey mi? Çoğumuz derinlikte arıyor mutluluğu, oysa sanatçılar basitlikte görüyor… Bugün insanoğlu mutluluğu eskisinden daha çok arar, sorgular oldu. Peşinden koşuyor, ona bir türlü ulaşamıyoruz. Belki de mutluluktan çok şey beklediğimiz için onu yaşasak da tatmin olamıyoruz.

Önce mutluluğun ne olduğunu anlamak lazım tabii. Net bir tanım mümkün değil elbette. Antik dönemde filozoflar mutluluğa kafa yormuşlar. Bu filozofların başında Aristoteles geliyor. Ona göre mutluluk, erdem ve akıldan ibaret olup hissedilebilen bir şey değildir, bir süreçtir. Aristoteles’in bu yoğun manevi düşüncesine karşın Yunan filozof Epikür de mutluluğun sadece manevi değerlerden oluşmadığını maddi değerlerin de gerekli olduğunu savunur. Aykırı filozof olarak bilinen Nietzsche’ye göre ise mutluluk sürekli huzurlu olma hali değildir. Mutluluk insanın mücadele ruhundadır. Doğu’nun en önemli filozoflarından Farabi’ye göre mutluluk arayışı insanın doğasında vardır. Mutluluğa varmak için yapılanlar ahlakidir. Özünde ona göre mutluluk ilahi mutluluk olup esas amaç yaradanı bulmaktır. Buda’ya göre ise mutluluk bir yolculuktur, hedef değildir. Ona göre bir şeye ulaşmak, sahip olmak mutluluk vermez. Çok sayıda filozofun mutluluk ile ilgili görüşlerine yer vermek mümkün. Ancak görüldüğü gibi mutluluğa varan tek bir yol yoktur. 

Hemen hemen herkese hayatında bir kez sorulmuştur; “Aşk mı para mı?“ diye… Aslında bu soruda bile gizli insanoğlunun para ile mutluluğu satın alıp alamayacağı sorunsalı. Mutluluğun para ile ilişkisini sorgulayan, insanı merak eden bilim ise bu soruya cevap aramış yıllarca. 

Teknolojik bunca gelişme ile paranın satın alamayacağı şey sayısı giderek azalıyor. Eğer yeterli paranız varsa mutsuz olduğumuz bir ülkeden başka bir ülkeye göç etmemiz kolaydır. Çocuğumuzu iyi bir okula gönderip iyi bir eğitim ile yeteneğini ortaya çıkarabiliriz. Ya da ücretini ödeyerek trafiği daha az bir yoldan gitme imkânı sağlayabiliriz. (Sandel; 2016) Elbette bunlar kişiye mutluluk sağlar mı sorusunun cevabı kişinin mutluluğa yüklediği anlama bağlı. 

Para ile satın alınabilen mutluluk, bir başkasının mutsuzluğuna da sebep olabilir. Paraya sahip olan herkesin mutluluğu zorla satın almaya çalışma isteği toplumsal ahlak sorununu ortaya çıkarıyor. Kontrolsüz tüketim çılgınlığı ve gelir adaletsizliği bu sorunu daha da büyütüyor. İnsan, kapitalist sistem içerisinde belirli aralıklarla krizler yaşadığı için davranışlarında korku, endişe, panik gözlemleniyor. Hal böyle olunca, insani değerlerin ikinci plana itildiği bir ortam kaçınılmaz oluyor. 

Her şeyin satılık olduğu bir dünyada eşitsizlik ve yozlaşma küresel bir sorun haline geldi. Zengin-fakir arasındaki uçurum açıldıkça para daha da önemli bir meta oluyor. Her gelir seviyesinden insanın yaşadığı bir toplumda düşük ve orta gelirli aileler kolay borçlandıkça özendikleri hayata bir adım daha yaklaştıklarını hissederler. İnsanı yanıltan bu duygu borçlanma alışkanlığını tetikledikçe toplum artık bir tüketim ve borç sarmalına düşmüş olur. İçine düşülen bu borç kapanının mutluluğa erişebilmek için yapıldığı açıktır. Lakin borç içindeki bir toplumun mutlulukla olan savaşı işte bu yanılgı ile başlar. 

Çoğumuz mutluluğu anlık bir duygu olarak yaşıyoruz. Bir şey satın aldığımızda yaşadığımız o haz aslında beklentimizin çok altında kalıyor. Doyamadığımız o hazzı tekrar yaşamak için akıl dışı kararlar verip bağımlı hale geliyoruz. Örneğin; ihtiyacımızı karşılayacak bir arabaya sahipken daha mutlu olabilmek için lüks segmentte bir aracı borçlanarak almak gibi…

Bir şeyi satın alırken o şeyden beklediğimiz fayda çok önemlidir. Lüks araç alındığında beklenen fayda, lüks aracı almadığında beklenilen faydadan fazla ise araç almaya karar verilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey ise beklediğimiz faydanın ölçülebilir olmasıdır. Yani sadece duygular üzerine verilen kararlarda hüsrana uğramak yüksek bir ihtimaldir. 


Kaynak:.btchaber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu